Sağlıklı beslenmenin anahtarı: Raw Food

Salı 12 Ekim

Sağlıklı beslenmenin anahtarı: Raw Food

 

Kaliforniya’dan dünyanın dört bir yanına yayılan sağlıklı beslenme trendi Raw Food yani çiğ beslenme. Eğer aklınıza sadece çim suları geliyorsa çok yanılıyorsunuz, raw browni de var lazanya da...

 

İngilizce’deki “raw’ kelimesi çiğ anlamına geliyor. Bu beslenme tarzında sadece çiğ değil, aynı zamanda canlı beslenmekten de bahsediliyor. Ama bu sadece salata, sebze, meyve yiyeceksiniz anlamına gelmiyor. Bazı gıdalar kurutularak pişiriliyor. Tıpkı güneş gibi... Isıtma derecesi 40-45 derecenin üzerine çıkmıyor. Çünkü daha yüksek ısıda pişirilen gıdalarda vitaminlerin ve enzimlerin tamamı, minerallerin yüzde 70’i kayboluyor, antioksidanlar ise büyük zarar görüyor.

 

Gıda seçimi

Raw food’un künyesinde organik, hayvansal gübre ile yetiştirilmiş ve hiçbir kimyasala maruz kalmamış meyve ve sebzelerin yanı sıra kökler var. Kök derken, filizlendirerek, köklendirerek yemekten bahsediliyor. Mercimek, nohut, esmer buğday gibi gıdaları bir gece suda bekletip köklendirerek, canlı hale getiriliyor. Bunların yanı sıra kavrulmamış ve yine organik badem, ceviz, ay çekirdeği, kabak çekirdeği gibi kuru yemişler; hindistan cevizi, avokado, zeytinyağı, cevizyağı gibi rafine olmamış doğal yağlar da yeniliyor. Rawfoodist’ler üçe ayrılıyor. Hiç et yemeyenler, eti marine ederek çiğ olarak yiyenler ve sadece balık eti yiyenler. Et yiyenler de sadece organik eti tercih ediyor.

 

Neden Raw Food?

Daha canlı, daha enerjik, daha dingin, sağlıklı kiloda, genç ve hastalıklara karşı daha dirençli olmak için çiğ beslenme öneriliyor. Bu şekilde beslendiğinizde enzimleri, mineralleri, vitaminleri tam olarak aldığınız için fazla yeme isteği duymuyorsunuz. Oysa pişmiş gıdalarda vücudun tokluk hissetmesi daha fazla zaman alıyor. Bu besinlerin su oranı da yüksek. O nedenle mideyi daha kolay şişiriyor. Hızlı doygunluk ve az kalori ile sağlıklı kilo korunuyor.

 

Pişmiş gıdalar enerjimizi nasıl azaltıyor?

Sağlıklı bir insanda toplam enerjinin yüzde 10’u beyin, yüzde 20’si organ ve hücreler, yüzde 40’ı sindirim, yüzde 30’u ise aktivite için kullanılıyor. İdeal oran bu... Ancak yoksun ürünlerle beslenildiğinde sindirim sisteminin kullandığı enerji yüzde 40’tan 70’lere kadar çıkıyor. Önce fiziksel aktiviteden kaybediliyor. Mesela ağır bir akşam yemeğinden sonra elinizi kaldıracak haliniz kalmıyor. Daha ileri durumlarda organlardan ve son olarak beyinden enerji alınıyor. Bu nedenle sağlıklı bir yaşamın sırrı sağlıklı bir sindirim sisteminde... Bunun için de çiğ ve canlı beslenme önemli.

 

Çiğ beslenmenin püf noktaları

Bu işin temeli asit-alkali dengesini sağlamak... Vücut alkali bir yapı; hücreler alkali ortamda tam ve doğru çalışıyorlar. Fakat gerek solunulan kirli hava, gerek bulunulan sağlıksız ortamlar, gerekse konserve ve pişirilmiş gıdalar ile vücudu asidik yapıya dönüştürüyor. Bütün bu pişirilmiş gıdalar ve solunan havanın vazgeçilmez olduğunu düşünürsek bu dengeyi kurmak için alkali değeri yüksek su içmek gerekiyor. Uzmanlar evlere filtre cihazı takılmasını öneriyor. ABD ve Japonya’da hastaneler bile filtre kullanarak alkali suyu şifa niyetine hastalara veriyor. Besinleri tüketirken de asit-alkali dengesine dikkat etmek, bu dengeyi etkileyen besin bileşimlerini bilmek önemli.

 

Tamamen raw beslenilmese olur mu?

Herkes yüzde 100 çiğ ve canlı besin tüketemeyebiliyor. Yüzde 60 raw, yüzde 40 pişmiş beslenmek bile önemli fark sağlıyor. Ancak ideal olanı yüzde 80-yüzde 20 oranı. Beslenirken daha çok meyve, sebze ve kökleri yemeye dikkat etmek, sofrada bu ürünleri önceden yiyip pişmiş gıdalara sonra geçmek ve bu sayede daha az pişmiş gıda yemenin daha doğru olduğu söyleniyor. Sabah kahvaltılarında mümkün olduğunca taze maydanoz, dereotu, zeytin, meyve-sebze suyu ya da yulaflı meyve karışımları tercih edebilirsiniz. Kahvaltıda bir parça peynirden vazgeçemiyorsanız raw ürünleri çoğaltın, peyniri de yiyin ama azaltın. Öğle yemeğinden önce büyük bir kase salata yiyin, sonra ana yemeğinize geçin. Akşam da salatayı tercih edin. Tabii ki, tüm yemeklerinizi yavaş yavaş yemelisiniz. Ara öğünlerde organik kuru yemiş ya da kuru meyve tercih edin. Bazı bünyeler bazı sebzeleri hazmedemiyor. Bu durumda zeytinyağı ve tuz ile ovalayarak yumuşatmak gerekiyor. Böylece enzimler ortaya çıkıyor, sindirim kolaylaşıyor. Ya da buharda, rengini kaybetmeden 5-6 dakika pişirilebiliyor.

 

Alkali Kraliçesi badem

Kavrulmamış badem alkalik bir yapıya sahip. Bir gece boyunca alkali suda bekletilen badem kahverengi bir su bırakıyor. İçine su çeken ve hacmi büyüyen bademin hem asidi gidiyor hem de yağ oranı azalıyor. İçindeki alkalik yapının canlanması ile birlikte badem de yeniden canlanmış, çiğ ve canlı bir gıdaya dönüşüyor. Yağ yaktığı için her sabah içilmesi önerilen ılık suyla limon karışımı da yine alkali yapımına yardımcı olduğu için çok faydalı. Alkali yapımına yardımcı olununca vücut doğal sisteminde çalışmaya başlıyor ve yağ yakılıyor.

 

BADEM SÜTÜ

Bir ölçü bademi bir gece boyunca alkali suda bekletin. Ertesi gün suyunu süzün.

Blender’a bir ölçü badem ile üç ölçü alkali su ekleyin ve çalıştırın. Badem sütünüz hazır. Tat vermek için Hindistan cevizi ve hurma ekleyebilirsiniz. Her kullanımdan önce çalkalayın. Hazırladığınız badem sütü buzdolabında 4-5 gün tazeliğini koruyor.

Bu makale Formsante tarafından 24Kitchen için hazırlanmıştır.